İsmet Özel şiirleri – En güzel ve kısa 15 şiiri

25.05.2023
134
İsmet Özel şiirleri – En güzel ve kısa 15 şiiri

İsmet Özel’in en güzel ve kısa şiirleri

19 Eylül 1944 senesinde Kayseri’de doğmuş ozan, günümüzde 78 yaşlarında olup İstiklâl Marşı Derneği Fahri Genel Başkanıdır. İlk şiir kitabı “Geceleyin Bir Koşu” 1966’da gösterildi. İsmet Özel şiir anlayışı olarak ahenge ve müziğe ehemmiyet veren özgür nazım tarzında şiirler yazmıştır. Genel hatlarıyla şiirlerinde sanat, topluluk, din, sevgi ve aşk şeklinde mevzuları işlemiştir. İsmet Özel’in şiirleri içinde “Amentü” en sevilen eserlerinin başını çekmektedir. “Münacaat” ve “Evet, İsyan” öteki mühim eserleri olarak kabul edilir. Bu yazımız içinde İsmet Özel’in en kısa şiirleri de dahil olmak suretiyle en güzel 15 şiirini hazırladık.

İsmet Özel şiirleri;

1. Bakır Tende Yapraklar

Bak, ölüm güzü imreniyor
Şimdi issizdir onun sempatik kedisi
Ve hepimiz onun el değmedik bölgeleri bulunduğunu sanıyor.
Uzuyor defterine uğrayan kan lekesi

Senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran
İçli banliyö kızların esrarengiz eviçleri
Kapilarin olurdu korkudan fazlaca denizlere açilan
O denize açilan ellerin nerde simdi?

Tekrar bir sonbahar büyümekte kanında gölgelerin
O üzünç orduları tarlalar çiğnemekte
Bak, ölüm güzü imreniyor
Mevsimi aska çağıran kuşların nerde senin
Güze el değdirmeyen ellerin nerde?

İsmet Özel şiirleri

2. Bitkin

Ölüler beni serinliğe yakıştıramaz
Bundan dolayı asla kimse çıkmak istemez bu mevsimden dışarı
Bundan dolayı bitkinliklerini günden saklar ekinler
Ekinler evlatların en basit uykuları

Gece ayakları kokan bir erkek şeklinde gelir
Eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar
O serin bolluk gölgeleri çocuklar
Doğrusu çocuk o güzel tüccar
Yorgunluklar alıp kargılar dağıtan
Geceye karanlıktan ilkin gelen çocuklar

Bu şaşkınlığı bundan dolayı gece uyuyamaz
Sanki ne kalmıştır küçüklere İsa’dan
Ölüler beni ölüme yakıştıramaz
Şeklinde hala saçlarımda tozlu bir akşam.

(1962)

İsmet Özel şiirleri

3. Kanla Kirlenmiş Evrak

Karanlık laflar yazıyorum hayatım ile alakalı.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
Tabutumun üzerinde zar atıyorlar
Cebimdeki adreslerden ümit kalmamıştır
Toprağa sokulduğum vakit çapa vuran adamlar
Denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
Geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

Karanlık laflar yazıyorum hayatım ile alakalı.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
Bayanlar fazlasıyla günaha giriyorlar
Birtakım solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
Çelik tırpan şeklinde silkiniyor çocuklar
Denizin satırları içinde.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
Küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

Karanlık laflar yazıyorum hayatım ile alakalı
Öyleki yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
Saçlarım fazlaca yoruldu gençlik uykularımda
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim vakit
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
Başından başlayabilirim.

(1972)

İsmet Özel şiirleri

4. Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
Neticeleri tek tek gözden geçiriyorum
Pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
Madenlerin buharından elde edilmiş efsun
Birtakım yasak kitapların verdiği dinç duygular
Nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
Nelerse ki lekesiz, ümitli ve budala.

Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
Sorular sormuş oldum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
İpte boynum, ağzım kösnü yalaklarında
Çapraştım, and içip ayna kırdım
Doğadan bir vahiy bekledimse beyhude
Baktım akşam her insanın kabul etmiş olduğu kadar akşamdı
Hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
Böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Yine de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açmış olduğu yaralar çocuklarda.

İsmet Özel şiirleri

5. Amentü

İnsan
Eşref-i mahlûkattır derdi babam
Bu sözün laflar içerisinde bir yeri vardı
Fakat bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim vakit
Bu laf aslolan anlamını kavradı
Geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
Geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
Kararmış rakamların yarıklarından sızarak
Bu laf yüreğime kadar alçaldı
Damar kesildi, kandır akacak
Fakat kan kesilince damardan sıcak
Sımsıcak kelimeler boşandı
Aşk için karnıma ve göğsüme
Ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
Aşk ve ölüm bana tekrar
Su ve ateş ve toprak
Tekrar yorumlandı.

Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum rahat anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların içinde
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma modern terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler lüzumlu
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece senelerce
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim niçin birtakım saatler
alaturka vakitlere ayarlı
niçin karpuz sergilerinde lüküs yanar
mukadderat desem
fena bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
aklımda yasak düşünceler, Gide örneğin.
Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her kıvanç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitabından çalardım hayatımı
halbuki hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
Forbes firmasına satan babamdı.

Budur
işte tekrar korkmamak için korkmaz gözüken vehamet
işte şehirleri imar yayınlayan gerçek dışı
işte mevsimlerin değişmiş olduğu yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
zor bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile tek tek çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları erişince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içerisinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
masraf şehre ve şaraba yaltaklanarak
birazcık ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

Bknz:   Protez tırnak ve nail art sevdalılarını çıldırtacak rezalet ötesi 10 takma tırnak modeli

İnsanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer bir ihtimal birkaç şey açıklamak
bir ihtimal ruhların gölgesi
düşer de marşlara
olası olur babamı
mevcudiyet sancısıyla çağırmak:
Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyleki ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve ama
binlerce senenin yabancısı bir ses
değdi minarelere:Allah uludur Allah uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim bu şekilde maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
sadece
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda garip
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin kaygan tadına doğru
azar azar uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapmış olup
hırsız cenazelerine bine bine
pak döşeklerin ürpertisinden çeşme
ödlek dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış esasen duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola

Tutun ve yüzleştirin hayatları
Biri kör batakların çırpınışında mukaddes
Biri serkeş fakat fazlaca da haklı.
Ölümler
Ölümlere ulanmakta ustadır
Hayatsa bir başka hayata karşı.

Orada
Aşk ve çocuk
Birbirine katışmaz
Iyi mi katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
Kendi tehlikesi arkasından masraf insan
Putların dahi damarından
Akmış olduğu güne kadar
Sürdürür yorucu kovalamacayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğmuş?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
Tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
Ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
Parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek istiyorum
Takvim yapraklarının arasını dolduran
Nelerdir o katı şey
Ki gücü
Gönlün dağdağasını durultacak?
Yaşam
Dört şeyle kaimdir, derdi babam
Su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
Ona kendimi sonradan ben ekledim
Pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
Ham yüreğin pütürlerini geçtim
Gövdemi alemlere zerk ederek
Var oldum kayrasıyla var edenin
Eşref-i mahlûkat
Nelerdir bildim.

(1974)

İsmet Özel şiirleri

6. Aynı Erkek

Tozludur saçlarım, saçlarımdan
devrilmiş sarayların dumanları savrulur
yüzüm yanıktır
yüreğime bir karanfil sokuludur
ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur.
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
Beni sular
devasa taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
ümitli sakinlikleri
lohusalıklarıyla.

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
kökten dallara yürüyen sular şeklinde
yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
torna tezgahlarında demir.

Yürürüm bundan dolayı ölümdür yürünülmeyen
yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
kanla dolar pazuları tarladakinin
hızar gürültüsü içerisinde türkülenir bir diğeri
gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.

Aynı erkek Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
teneke damların üzerine safi sinirden doğmuş güneş
portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
anladım niçin bitkinlik
gülümserlik getiriyor insana
yaşamın bana egemen
bana avrat oluşunu öğrendim
işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
on beşinde bir dost
inancını savunurken yargıca
anlamış oldu bulana durula akmakta olan şeyi.

Yürüyorum
azarlanıyorum fışkıran başaklarla
iki bomba şeklinde taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil.
gözlerim namlu.

(1968)

İsmet Özel şiirleri

7. Jazz

Bu vapuru kaçırırsam beni kim bilir cinnet döner
bir ihtimal kanser olurum bu sene sınıfta kalırsam
nöbette uyursam şayet kitaplarımı yakarlar
etimde şirpençe menfaat bu kızı alamazsam
bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
izin kağıdım yanar konuşacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düşen çocuk
çocuğun mercan saati çatlar ne olursa olsun
koşup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, aşama kaydediyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buğu için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı bundan dolayı ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapılmış oldu bu çelenkler
ben papatyaları şımartmadım diye oldu
Mata Hari’ler casus, Al Capone’lar gangster
inmem gerek gözbebeklerimin dibine
beynimin ortasına büzülmeliyim
genşeyip kımıldayabilirim oradan sonrasında
dum di dum
duridum dubida
kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç
püskürtüyor beni dünyaya
bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni
Atlantik ve Pasifik ve beş kıta
koşmam gerek
yetişmem gerek yazgıma
tutmam gerek, sormam gerek, bilmiyorum gerek
esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek neden
neden, neden, neden
kuyuya düşen çocuk neden ölmesin

Bknz:   Göz altı morluğu tedavisinde uygulanan yöntemler

(1981)

İsmet Özel şiirleri

8. Kuşun Ölümü

Kuş damdan fikir
sarı saçlı bir yürüyüşüdür artık ölümün
bir yağmurdur oluşturulan kuraklığa
bir yağmurdur kulübesi nisandan
ve onun ayaklarına dolanan o sema
kansız yüzleridir diri kuşların
kuş fikir camdan

kuş fikir damdan
kizlar saçlariyla ölümü düşünürler
uzun bacakli tanrilar koşuşur sokaklarda
kuş öldü hepimiz mi ariyor
gençlik mi yürüyor her insana ve mi ariyor
onun gözlerini satilan çarşilarda
kuş öldü kanadinin altindaki o yara
yagmurun karanligini getiriyor geceye
yagmurun irmaklarini getiriyor geceye
kuş öldü
minnacık bir yorgunluktu ölmeden ilkin

öldü, kim isitir artik onun ellerini
sularin aynasinda üşüyen ellerini
sularin saygisiyla üşüyen ellerini.

(1962)

İsmet Özel şiirleri

9. Sağlık Bildirisi

Bir şehrin urgan satilan çarşilari kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yagmurdan sonrasında sokaklar ortadan kalkmiyorsa
o şehirden öcalmanin vakti gelmiş anlamına gelir

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kişkirtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamiş dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmali anlamına gelir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşi saygisiz
ve zekâ babacan tavriyla tiksinti verir
laf yavan, kardeşlik şarkilari gayetle tikiz
öcalinmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargi kararlı: Aci hissetmek ruhun fiyakasidir
kin, susturur insani; adina çidam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtir
o siyah öcalmakcasina gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkişlanasin
ez tüm çiçekleri kendine canavar dedir
haksizlik et, haksiz oldugun anlaşilsin
yaşamak bir sanri degilse öcalinmak gerektir.

(1973)

İsmet Özel şiirleri

10. Gececil Kuşların Ürkmediği Gün ışığı

Günlerimize
o ilkel sesleri karışır ya
gemileri annelerinden fazlaca seven evlatların
bir erkek gelir ya
devinen bir sancıdır artık
gelir eski günlerden
ve uzar sanki uzar
ırzına geçilmiş bir kahramanlık.

Kurnaz gülüşlerimizdir şimdi kirli bir suda yıkanan
korkulardır katar katar inenler gökyüzünden.
Ay devamlı yükselirse içimizde
çirkin fakat kuvvetli bir tanrıya taptığımızdandır
ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla
ondan ki yüce bir tiksintiye hazırlanmışız,
Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm.

Fakat kim? Ben miyim burda bir esrime mi
nelerdir bu kuşların uçuşunda gördüğüm?
Aptalca beklerim o asla sökmeyecek şafağı.
Halbuki yüreğimden akan o derin suda
kırmızılar öylesine yırtılır ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar şahdamarıma,
yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular
utancın köpürttüğü yanaklarımdan.
Köz komamış ateşinden bizlere o erkek
şimdi gülüşlerimiz vahşi, gülüşlerimiz korkulu
ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan.

(1963)

İsmet Özel şiirleri

11. Bir Ağrı Yakıldıkça Sevilmeli

Gecenin dürüstlüğünden hepimiz kuşkulanır
korkulur o kuş yüklü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
modern serüvenler adına
tüm fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.

Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yeniden de ağartamaz tanımını gecenin.
Ezgisiz fakat esnaf bakışlarıyla soyunan bir karı
ayartılmaya müsait o fazlaca baygın yerlerim
ağartamaz
bundan dolayı çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekliyenim.
Gecenin kıyısında benden konuşulur.

Kara bir iltihap akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden evlatların.
Kara bir salgıdır bundan dolayı büyük
serüvenler ve evlatların nefes alışları da.
Ürker hepimiz üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına.

(1964)

12. Münacaat

Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
oysa aşk, başka ne olsundu yaşamın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben niçin hata oranı yok diyordum hayatımda
gerilmiş bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp sual sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

Çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda izlemek kırgın aksimi.

Gençtim ya, ne farklıdır deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, pişmemiş tanesi, gizli saklı dert yahut verem
ne farklıdır demişim
bilmeden farkı istemişim.
Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çark ettiren dargınlık!
Yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yeniden
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.

Gençtim işte şehrin o yatık raksından kırılan yeniden bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek şeklinde baktık birbirimize.
bir defa öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

Halbuki bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkunç yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda hatası yoklayacak asla aralık
tüm vadilere indik bir defa öpüşmek için
kalmadı hiçbir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir vakaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu bu şekilde kan telef olmasın diye çabalamamız
fakat kendi çeperlerimizi bu şekilde kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.

Bknz:   Avokado maskesinin cilde faydaları! - Kadın ve Kadın

Bunca sene bu gücenik serüven beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
bundan dolayı hataya bağışık büyük hatadan beri gözetim yer
pişmemiş tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanoğlunun insana rapt olduğu cevher.

Şimdi yine ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
tütmesi ihtiyaç duyulan ocak nerde?

İsmet Özel şiirleri

13. Evet, İsyan

Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
onu yaralar kıpırdatıyor
ve o sertelmektedir yaralardan
kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
saçları bukleli bir evladı öperek uyandıran
içimize güneşler bırakan nal sesleri.
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
varınca bayrakları, marşları duyuyorum
başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
durup dineliyorum tüm taframla
tüm taframla, tüm yumruklarım, tüm
hantal yüreklerin olduğu orda.

Kesik kolları var aşkın
döl ve direnme barındıran.
Hırpanî bir okşayışla akşam
yanaşınca küçüklere
ben karakavruk yüzümün gerisinde
kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum
bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
halksa kal’am onu kal’a kılan benim
boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü
bundan dolayı kavganın göbeğidir benim yerim.

Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri
bundan dolayı kavganın göbeğidir benim yerim
canlarım, kollarında Parti pazubentleri
dik adım atar, adam haykırışlarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
en yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini.
Senelerdir çocuk başları akıyor yamacımızdan
senelerdir balçıklı bir hayvan çeperlerimizde
kentlimiz cebinde katliam fotoğraflarıyla sofraya oturuyor
köylü -biraz sessizlik- ne garip bir kelime?
Asfalt yakıyor genzimi
asfalt adamlarını topluyor aramızdan
yıkılıp omuzdaşlarının seslerine
yıkılıp bir boran içerisinde biriktirerek çiçeklerimi.

Ben merd-i meydan
doğrusu toprağın ve kanın gürzü
güllerin bin senelik mezarı bendedir
yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
insanların tüm sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan
ıtır kokan benim yumruklarımdır
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan.

Alanlara fazlaca bilenmiş yüreğim alanlara
vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın
vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa
Zülküf de vursun.
Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.

İsmet Özel şiirleri

14. İnce Sızı

Var mıdır nalçaları sevincin
gün tene değince kanatları uzar mı
derin bir secde şeklinde rüzgara aşılanmak
dostları düşünmenin çarpıntısından mı

Yokum dost düşünmekle varılan tada
hayata yalnızca kafanı banmak
gövdende namusluca güdebilmek luğu
normal olarak burkulup kalmaktan iyi.
Kara gözlerimde uğuldayan bu değil sadece
elde tüfek, elde alet, yürekte kor
cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarına papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak

ben bir çılgın fışkın değil miyim
sahibim Köroğlu’nun da sahibi değil mi
ve evlatların ezbere bilmiş olduğu gömleğimin
kendirini kendim ekmedim mi

O zaman dostum sinem kanayadursun
ta ki sürgün yahut mahpus kırışıklar yerine
yüzümüz köylü ve gurbetçi yanıklığa dursun
sevmekle doğrulanmıyor madem kalbimiz
girelim yarimizin avlusuna tam tekmil
ve mürdüm erikleri
ve dopdolgun elmalarıyla o bahçede
o geniş kalçalı yarimizi dört kez.

(1968)

İsmet Özel şiirleri

15. Yaşamak Umrumdadır

Sabah şairin üzerine saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan fark gösteriyor
aşk dahi fark gösteriyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Tanrı’ın (cc) ve devletin dibinde insanoğlu
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
Ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya gün ışığı getiren kalbi
topraktan fark gösteriyor.

Ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
Arklardan gece vakti sular
kaç vakit ayaklarıma
yaslı bir slm şeklinde dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir yar.

Benim hayranlığımdan inlerdi kent
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan hanımefendiler
aniden patlak verirdi baharda.
Dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden dolayı.
Irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.

Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sorun ne huzur haylamaz
bundan dolayı ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
Yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir ödenek vereceğim

Sana bir ödenek vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir ödenek vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir ödenek vereceğim
birbiri üzerine yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir ödenek vereceğim.

(1967)

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Kadın Günü | Sorun Ne? | Kremler | Bilimsel | Erzurum Haber | Lakaplar | Biyografi