Fermi Paradoksu | Uzaylı Dostlarımız Nerede?

31.05.2023
108
Fermi Paradoksu | Uzaylı Dostlarımız Nerede?

Fermi Paradoksu, Dünya dışı hayatın yüksek olasılığı ve bizim onlarla i·lişki kuramamış olmamız arasındaki tutarsızlıktır. Bir uygarlığın yıldızlara erişmesi ve hatta galaksileri kolonize etmesi için 13 milyar yıldan fazla, evrenin doğumundan beri süre varken, hemen hemen dünya dışı zekanın ilmi olarak kabul görmüş bir izine rastlamadık.

Fermi Paradoksu 1950’de meşhur İtalyan fizikçi Enrico Fermi, Los Alamos milli laboratuvarlarında çalışırken, meslektaşları ile içinde geçen muhabbet sırasında ortaya çıkmıştır. Sonrasında Fermi sorunu, Büyük Sessizlik, Fermi-Hart Paradoksu, Tsiolkovsky-Fermi-Hart Paradoksu olarak da adlandırılacaktır.

Tüm bu farklı adlar, Fermi benzer biçimde birçok bilim insanının akıllı hayatın ihtimaller içinde bolluğu ve bizim hemen hemen tespit edememiş olmamız sebebiyle aynı çıkmaza ulaşmış olmalarından meydana gelmektedir.

Fermi Paradoksu - Enrico Fermi
“Peki fakat neredeler?” sorusunu sorup, “çoktan gelmiş olmalıydılar” gibi cevaplayan meşhur bilim insanı; Enrico Fermi.

“Evrenin boyutu ve yaşı, teknolojik olarak gelişmiş bir oldukça uygarlığın var olması icap ettiğini göstermektedir. Sadece bu hipotez, bunu destekleyecek gözlemlenebilir verinin eksikliği sebebiyle tutarsızdır”

1961’de yazılan Drake denkleminde ortaya çıkan Dünya dışı uygarlıkların tahmini rakam aralığı ve Kepler Teleskobu ve öteki yer ve feza teleskoplarıyla keşfetmeye devam ettiğimiz yüzlerce gezegen Fermi Paradoksu’nu desteklemektedir.

Milyarlarca gezegen

Fermi Paradoksu’nun ilk kısmı boyutları ve rakamları içermektedir. Gözlemlenebilir evrende ortalama 10 üstü 22 (seksilyon) ile 10 üstü 24 (septilyon) kadar star var olduğu hesaplanıyor. Bir tek galaksimizde ortalama 200 ila 400 milyar arası star vardır. Tahmini gezegen sayısı da galaksimizdeki star sayısının birkaç katıdır. Bu şartlar altında akıllı hayatın ortaya çıkma ihtimalini oldukça düşük tuttuğumuzda dahi tekrar de bir tek gökadamız Samanyolu’nda oldukça sayıda medeniyet olmak zorundadır.

Aktüel veriler: Mayıs 2021 itibarıyla, Kepler feza teleskobunun katkılarıyla keşfedilen 4383 gezegen vardır. Yeniden Kepler’den gelen verileri çözümleme eden Harvard-Smithsonian Astrofizik merkezi, Kepler-452b ve Kepler-186f benzer biçimde ebat olarak Dünya benzeri gezegenlerin sayısının galaksimizde ortalama 17 milyar olduğu görüşüne varmıştır.

Akıllı Hayatın izleri

Fermi Paradoksu’nun ikinci kısmı ise akıllı hayatın başka gezegenlere ve yıldızlara yayılıp ender kalmanın önüne geçmesiyle ilgilidir. Akıllı canlıların en azından ufak bir kısmı o şekilde veya bu şekilde bizim benzer biçimde uzaya çıkıp, uzaydaki kaynaklara erişmek isteyecek ve kendi star sistemlerini kolonize edeceklerdir. Peşinden da er veya geç öteki star sistemlerine ulaşacaklardır. Fakat evrenin yaşlarının 13.798 +/- 0.037 milyar sene olması, burada süre bolluğundan kaynaklı bir çelişki yaratmaktadır. Bu süre bolluğu, bizlere akıllı hayatın tahminlerimizin ötesinde ender bulunduğunu yahut akıllı canlıların davranışlarının tahminlerimizden değişik olabileceğini düşünmeye itmektedir.

Fermi Paradoksu
Geçmişte bizi ziyaret etmiş olması olası canlılara ilişkin hiç bir teknolojik yapının yahut aracın izine rastlayamıyoruz.

İki sorumuz var: Birincisi, neden dünya dışı canlılara ilişkin herhangi bir teknoloji tespit etmedik yahut komünikasyon kurmadık?

Fer hızına ulaşamayız. Sadece, yeterince gelişmiş bir uygarlığın fer hızının en azından yarısına, bari %10’una ulaşabilecek teknolojik düzeye ulaşmış olması beklenebilir. Yıldızlararası ulaşım, bu halde fer altı hızlarda yıldızlara onlarca sene devam eden yolculuklar ile olası olsa dahi, tüm yıldızları veya en azından bu ihtimaller içinde canlıların tercih ettikleri gezegenleri kolonize etmesi 5 ile 50 milyon sene arası sürerdi. Scientific America dergisinde gösterilen alakalı bir makalede yazılanlara bakılırsa:

“10 fer yılı uzaklıktaki bir gezegene fer hızının %10’sevinç dilimiyle seyahat yapılır ve burada koloni kurulmasını takiben 300-400 sene içinde bu yeni koloniden başka yıldızlara da gemiler gönderilirse, bu kolonizasyon dalgası yılda 0.02 fer yılı hızıyla (yılda 190 milyar km) hareket eder. Doğrusu bu medeniyet sınırlarını yıllara bölündüğünde her sene 0.02 fer yılı genişletmiş olacak halde yayılır. Galaksinin bir ucundan diğerine 100.000 fer yılı bulunduğunu düşünürsek, tüm yıldızlara 5 milyon sene içinde erişilmiş olunur. Hepimiz için oldukça uzun bir müddet olsa da astronomik, coğrafik ve biyolojik olarak oldukça kısa bir süredir. Burada ki en büyük değişken bir koloninin kurulması için lüzumlu olan zamandır ve 5.000 sene üst limit olarak kabul edilir. 5.000 sene kabaca insan ırkının ilk şehirleri kurmasından, uzaya çıkmasına kadar geçen süredir. Koloni başına 5.000 senelik bir büyüme süresiyle hesaplanırsa, Samanyolu’nun kolonizasyonu 50 milyon sene devam eder.”

Evrenin yaşı göz önüne alındığında ikinci sorumuzu sormamız gerekiyor. Niçin galaksimiz şimdiye kadar kolonize edilmedi?

Fermi Paradoksu
Aslına bakarsak insan ırkı olarak başka yabancı uygarlıklarla müşerref olmak için oldukça hevesliyiz fakat, şayet yakınımızda bizi bilen gelişkin uygarlıklar var ise bile onlar bizim kadar istekli görünmüyor.

Başka yıldızlara ulaşmak ve onlara yerleşmek birçok akıllı canlı için zor olsa da, cazip gelmese de, süre içinde tüm yıldızlara en azından robot araçlar göndermek mümkündür. Üstelik yeterince gelişen bir medeniyet, Sovyet gökbilimci Nikolai Kardashev‘in yorumuna bakılırsa; süre içinde yıldızların ve galaksilerin tüm gücünü kullanabilecek kadar gelişecektir. Ve tıpkı bizim şu anda uzayın dört bir yanına isteyerek veya istemsizce radyo sinyalleri yolluyor olmamız ve inorganik bir radyo sinyali deposu olmamız benzer biçimde, onlar da bizimkilerden oldukça daha çok ve oldukça daha kuvvetli sinyaller göndereceklerdir. Böylesine gelişmiş uygarlıklar oldukça oldukça ender olsa bile, bir tek bir tanesinin geçmişte dahi var olup sonrasında yok olmuş olması, geride varlıklarına dair büyük kanıtlar bırakacaktır.

Drake Denklemi

Galaksimizde akıllı hayat ne bollukta olabilir? 1960 senesinde Radyo gökbilimci Frank Drake‘in ismini taşıyan sadece aralarında Carl Sagan, John C. Lilly ve Otto Struve benzer biçimde mühim adların bulunmuş olduğu bir öbek tarafınca hazırlanan bir denklem bizlere galaksimizdeki akıllı canlıların tahmini sayısını vermektedir. Denklem birçok değişkenden oluşmaktadır ve eleştiriye aleni tahminler vermekten öteye gidemez. Denklem ilk ortaya atıldığında uygarlıkların sayısı tahmini olarak 1.000 ve 100.000.000 içinde öngörülmüştür. Aktüel bilgilerimiz bu aralığı 2 ve 280.000.000 olarak değiştirmiştir. Tüm galaksideki uygarlıkların sayısı bir elin parmaklarından azca da olabilir, milyonlarca da olabilir. Görünmüş olduğu suretiyle Drake denklemi olumlu ve olumsuz bakış açısına bakılırsa oldukca değişkendir ve Frank Drake’in bizzat kendi yorumuna bakılırsa “denklem Fermi paradoksuna bir çözüm olmaktan ziyade, kendi cehaletimizi organize etmeye fayda”.

Drake Denklemi - Fermi Paradoksu
Drake denklemi, optimist yahut bedbin bakış açınıza bakılırsa bizlere evrende olması olası akıllı hayat formları ile alakalı bir düşünce verir.

Duyduklarımız ve görebileceklerimiz

Yıldızlara ulaşmak biz için hemen hemen olası değil sadece, onları gözlemleyebiliyoruz, dinleyebiliyoruz ve izliyoruz. Radyo astronomi bizlere seneler süresince bu mevzuda ümit verdi, Ama ne yazık ki akıllı canlılar bulmak için uzayı dinleyen SETI projesi 15 Ağustos 1977’de tespit etmiş olduğu, tekrarlanmayan “Wow! sinyali” ve deposu kesinleşmeyen, organik olduğu biri olan radyo deposu SHGb02+14a dışında kayda kıymet bir keşif bulamamıştır.

Güneş Sistemi dışındaki gezegenleri keşfedebilmemiz ve sayılarının daha şimdiden bini geçmesi, bizlere doğrudan deney hikayesinde bir fırsat sunuyor. Keşfedilen gezegenlerin atmosferlerinin içeriğini spektrografik çözümleme ile inceleyebilirsek, metan ve oksijen, hayat saptamak için oldukca yararlı anahtarlar olacaktır. Yeniden, sanayi kaynaklı hava kirliliği tespit edilmesi niteliğinde, gelişmiş bir uygarlığın gezegenlerini kirletmekte bulunduğunu tespit edebiliriz. Ne yazık ki şu anda mevcud metodlar, Güneş Sistemi dışındaki gezegenlerin direkt gözlemini ve kapsamlı atmosfer analizini olası kılmıyor. Sadece, gelecekte bu tür gözlemler için yeni metodlar geliştirebiliriz.

Bizlerden oldukça daha gelişmiş uygarlıklar 13.8 milyar sene içinde galaksiye ve evrene yayılmış olmalıydı. 4.6 milyar yaşındaki Güneş sistemimiz bile onlarca defa ziyaret edilmiş, büyük çeşitlilik sunan gezegenlerine inilmiş ve kolonize edilmiş, kaynakları kullanılmış veya kullanılıyor olmalıydı. En azından geçmişte gelip, çoktan gitmiş olsalar bile küçük bir izlerine rastlamalıydık. Hemen hemen bu şekilde bir fırsatımız olmadı ve şu ana kadar meydana getirilen gözlemlerden sonrasında kimse bu mevzuda umutlanmak istemiyor. Yeniden de Asteroid Kuşağı bu mevzuda hala küçük bir ihtimal taşıyor. Bir gezegenin yüzey koşullarından kaynaklı erozyondan uzakta, asteroidlerde yapılacak maden faaliyetlerinden kaynaklı izler, kalıntılar hala tespit edilebilir şekilde olmalı.

Kendileri gelmese bile gönderecekleri akıllı Von Neumann robotları kendi kendilerine galaksiye yayılmış olmalıydılar. Tek bir medeniyet bile saf hammaddelerden kendi kendilerine çoğalan, bulgu amaçlı bu robotlardan yapmış olsaydı, galaksiye ve Güneş sistemimize onlarca defa intikal etmeleri için lüzumlu zamanları olacaktı.

Fermi Paradoksu
Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde anlatıldığı benzer biçimde kim bilir çevremizde olup sonlanmış her şeyden habersiz, önemsiz bir gezegenin saf yaratıklarıyız.

Yeterince gelişmiş uygarlıkların devasa yükseklikte enerjiler elde etmek için iyi mi çözümler bulacağı ve ne benzer biçimde mega yapılar inşa edebileceklerini ve bu tarz şeyleri iyi mi tespit edebileceğimiz başka bir makalenin mevzusu olsun. Bu mevzuda da şu ana kadar talihli olmadığımızı söylemek şimdilik kafi.

Niçin yoklar?

Fermi Paradoksu hâlâ geçerliliğini koruyor. En fena ihtimallerle bile, yüzlerce uygarlığın var olması gerekirken hemen hemen tespit edemememizin birçok sebebi olabilir. Bilimkurgu bizlere bu mevzuda bir oldukça olasılık sunuyor. Aşağıda, bu münakaşaya aleni mevzuda birtakım reel olabilecek ihtimalleri derledik.

1) Şanssızlık. Doğru zamanda doğru yıldızı dinlemiyor olabiliriz veya bizim dinlediğimiz ve kullandığımız frekans aralığını kullanmıyor olabilirler.

2) Bizlere oldukça uzak olabilirler. Uzayı yeterince uzun zaman araştırmamış, dinlememiş olabiliriz.

3) Teknolojilerimiz iletişime geçemeyeceğimiz, birbirimizi anlamayacağımız, ayrım etmeyeceğimiz kadar değişik olabilir. Bizlerden oldukça daha gelişmiş ve bilmediğimiz, hayal etmediğimiz teknolojiler kullanıyor olabilirler. Veya bizlerden daha azca gelişmiş olabilirler.

4) Son zamanlarda Stephen Hawking’in bizim için de öneri etmiş olduğu benzer biçimde, dışarıdan tespit edilmemek için uzaya gösterim yapmıyor olabilirler. Ön yargıları ve/yahut deneyimleri davranışlarında ölçülü olmalarını icap ediyor olabilir.

5) Dünya ve Güneş sistemi ilgilerini çekmiyor, onlar için bir ehemmiyet teşkil etmiyor olabilir.

6) Çoktan keşfedilmiş olabiliriz sadece kendilerince geçerli bir nedenden dolayı bizimle komünikasyon kurmaktan, kendilerini belli etmekten kaçınıyor olabilirler.

7) Akıllı canlıların doğasında kendi kendilerini yok etmek olabilir. Birtakım primat türlerinde ve kendi ırkımızda gözlemlediğimiz aşırı sertlik eğilimi ve yok etmeye eğilimli olmamız, öteki akıllı canlılar içerisinde geçerli olabilir. Kendi aralarında savaşıyor ve feza ile ilgilenmiyor olabilirler, Kendi kendilerini yok etmiş olabilirler veya en azından uzaya çıkma teknolojilerini, informasyon birikimlerini kaybetmeleri bile başka gezegenlere ulaşmalarını, uzayı dinlemelerini ve gösterim yapmalarını engelleyebilir. Gezegenimizde tarih süresince gelip geçen medeniyetlere baktığımızda, bu konum başka akıllı canlılar içerisinde oldukca yaygın bir mesele olabilir.

8) Birtakım organik vakalar canlıları tamamen yok ediyor olabilir. Bir gezegene düşecek olan bir kaç kilometre çapındaki metal bir meteor dünyayı nükleer kışa sokmaya, canlı türlerinin büyük bir yüzdesinin daha ilkin onlarca defa olduğu benzer biçimde yok etmek için yeterlidir. Şu ana kadar var olmuş canlı türleri %99’unun soylarının organik vakalar ile tükendiğini biliyoruz. Bu bile akıllı canlıların evrimini oldukça kıymetli bir süre aralığına sokuyor. Bizim dinozorların yok oluşundan itibaren evrimleşmemiz için 65 milyon yılımız oldu ve hala bir meteor durdurabilecek, yönünü değiştirebilecek veya sağ kurtulabilecek kapasitede olup olmadığımızdan güvenli değiliz.

Sadece başka gezegenlere yayılmış uygarlıkları daha büyük ve iyi mi hayatta kalacağımızı bilmediğimiz tehlikeler bekliyor. Mesela 30 fer yılı mesafedeki bir süpernova bizi radyasyona boğabilir ve ozon tabakasına geri dönüşü olmayan hasarlar verip bizler dahil sayısız canlının sonunu getirebilir. Bir gama ışını patlaması ise şayet bizlere yönlü olduysa yüzlerce fer yılı mesafeden gezegen yüzeyindeki canlıları kavurabilir.

9) Yeterince gelişmeden, başka bir medeniyet tarafınca yok ediliyor olabilirler.

10) Dünya hayat hakkaten de ender olabilir; tek akıllı canlılar olabiliriz. Bu, pek de desteklenmeyen ve olasılığı oldukca düşük küçük bir ihtimal.

Bu olasılıkların bir tek birkaç tanesi dahi, başka uygarlıkların gelişiminin önüne geçiyor ve/yahut onları tespit edemiyor olmamızı açıklayabilir. Yeniden de, biz başka bir dünya dışı uygarlıkla karşılaşmadığımız sürece Fermi Paradoksu geçerliliğini korumaya devam edecektir.

Not: En üstteki bir insanoğlunun bir uzaylıya pasta ikram etmiş olduğu kapak fotoğrafı; “Men in Black” filminden alıntıdır.
ilk başlarda 2016 senesinde gösterilen bu yazımız, 2021 yılı aktüel verileri eşliğinde düzenlenerek yine yayınlanmıştır. 

Bu tarz şeyleri da okumalısınız, okumak güzeldir:

Bknz:   Starlink Projesi: Faydası, Zararları ve Tehlikeleri
YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Kadın Günü | Sorun Ne? | Kremler | Bilimsel | Erzurum Haber | Lakaplar | Biyografi